Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir ülkede yakışıklı bir şehzade yaşarmış. Bir gün şehzade gezerken yaşlı bir teyzenin su testisini kırmış. Testisi kırılan teyze çok sinirlenmiş ve şehzadeye beddua etmiş. Bu olaydan sonra şehzadenin başına Mercan Kız'la ilgili olaylar gelmeye başlamış. Şehzade, Mercan Kız'ı bulmak için yola çıkmış. Uzun bir yolculuktan sonra yüksek bir kayalığa ulaşmış. Burada bir dev anasının yaşadığını öğrenmiş. Dev anası her gün kayalığın dibine gelip şöyle seslenirmiş: “Mercan çocuk, Mercan kız! Uzat saçını, yukarı çek ananı!” Mercan Kız da uzun saçlarını kayalıktan aşağı sarkıtır ve dev anasını saçlarından tutarak yukarı çekermiş. Şehzade, dev anasının söylediklerini dikkatlice dinlemiş. Dev anasının oradan gitmesini beklemiş. Sonra onun sesini taklit ederek aynı sözleri söylemiş: “Mercan çocuk, Mercan kız! Uzat saçını, yukarı çek ananı!” Mercan Kız, gelen kişinin dev anası olduğunu sanmış. Uzun saçlarını kayalıktan aşağı sarkıtmış ve şehzadeyi yukarı çekmiş. Böylece şehzade, Mercan Kız'la karşılaşmış. Şehzade ile Mercan Kız birbirlerini sevmişler ve birlikte kaçmaya karar vermişler. Ancak dev anası onların kaçtığını fark edince peşlerine düşmüş. Kaçarken Mercan Kız, yanındaki su testisini yere vurmuş. Testi yere değer değmez aralarında büyük bir ırmak oluşmuş. Dev anası ırmağı geçememiş ve onları yakalayamamış. Fakat giderken onlara beddua etmiş: “Yedi yıl hasretlik çekip de kavuşamayın!” Mercan Kız bu bedduadan korkmuş. Şehzadeye bir süre ayrı kalmaları gerektiğini söylemiş. Kendisi bir kavak ağacının tepesine çıkmış, şehzade ise sarayına dönmüş. Bir süre sonra şehzade, babasının öldüğünü öğrenmiş ve tahta geçmiş. Ülkesinin işleriyle ilgilenirken Mercan Kız'ı hiç unutmamış. Altı ay geçince şehzade, Mercan Kız'ı almak için kavak ağacının yanına gitmiş. Fakat Mercan Kız'ın başına kötü bir olay gelmiş. Kötü kalpli kara kız, Mercan Kız'ın saçındaki tılsımlı iğneyi çıkarmış. İğne çıkınca Mercan Kız ak bir güvercine dönüşmüş ve uçarak uzaklaşmış. Şehzade geldiğinde Mercan Kız'ı bulamamış. Onu her yerde aramış ama bir türlü bulamamış. Çok üzülmüş. Bir gün sarayın bahçesinde ak bir güvercin görülmüş. Güvercinin kanatlarında mercan renginde benekler varmış. Şehzade kuşu görünce onu yakalatmış ve altın bir kafese koydurmuş. Güvercin bir gün kafesten kaçmaya çalışırken kanadını yaralamış. Kanından bir damla toprağa düşmüş. Kanın düştüğü yerde kocaman bir servi ağacı büyümüş. Şehzade bu ağacı çok sevmiş. Ancak kış gelince ağaçtan dallar kesilmiş ve odun olarak dağıtılmış. Yaşlı bir kadın da bu odunlardan almış ve şehzadeye hayır duası etmiş. Bunun üzerine büyü bozulmuş ve servi ağacı yeniden Mercan Kız'a dönüşmüş. Şehzade, sevdiği kızın karşısında durduğunu görünce çok sevinmiş. Mercan Kız da şehzadeye kavuştuğu için mutlu olmuş. Sonunda şehzade ile Mercan Kız kavuşmuşlar. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar ve mutlu bir hayat sürmüşler.